28 March 2010

tatil çikolata paskalya - sisters in london

Tatil tatil tatil... sınavlar bitti bitmesine ama şimdi de yerini bir boşluk kapladı sanki... inat ettim türkiye'ye gitmeyeceğim diye ama herkesler de gidince içime bir hüzün oturdu sanki... Etrafta paskalya neşesiyle dolup taşan yumurta şekilli, birbirinden cazip çikolatalar hüküm sürerken ben nasıl rejim yapabileceğim??? neyseki kardeşimle birlikte londonsal gezi planlarımızı devreye sokarak yumurta çikolatalara savaş açacağız. Bekle bizi tatil, bekle bizi london... :)

21 March 2010

Rengarenk firefox temaları...

Gmail temalarından sonra web browserlarına renk katmak isteyenler için; birbirinden güzel temalar için; buradan buyrun.

20 March 2010

Değişiklik...

Sınavlar kapıda ya bana da yapacak lüzumsuz işler lazım ya işte o yüzden ben de blog taslaklarımla oyalanayım bari dedim... çok lazım... annem bana küçükken "lüzumsuz işler müdürü" derdi... Neden çünkü akla hayale gelmeyecek ne kadar saçma sapan iş varsa kendime meşgale yaratırdım. hey gidi günler hey.

4 günüm var, 2 sınav ve 1 paper teslim edilecek...
hadi bana bol şans...

Bu arada bu fotoyu da ben çekmiştim, 2007'de Antalya Kemer'de... Gençlik işte... Alice'de de aynısından mevcuttur belki :) Bu fikir tutarsa belli aralıklarla bu resimleri değiştiririm belki...

Hem izleyin hem dinleyin :)

70 Million by Hold Your Horses ! from L'Ogre on Vimeo.

16 March 2010

Gıcık oluyorum....


Bu yazı tribal enfeksiyon içerir, bulaşabilir.Dikkat.
Yaptığım yorumları yayınlamayan kişilere uyuz oluyorum. Takip etmiyorum bundan sonra seni... Yorum yorum yorul, yorumsuz kal emi. Aman çok da fifi diyebilirsin ama gıcık oluyorum gıcık... Bu resim de siz ve sizin gibilere gelsin, losersınız abicim işte bu kadar.Kontrol manyakları, dominant karakter bozmaları...

14 March 2010

İngiltere için Anneler Günü Türkiye için Tıp Bayramı



14 Mart Türkiye için Tıp Bayramı, İngiltere ve İrlanda için ise Anneler günü...
Burası İngiltere, burada herşey ters diye düşünenlere işte Anneler gününün amerikan ekolünü benimsemiş ülkemize inat niye mart ayında kutlandığının bir açıklamasına buradan erişebilirsiniz. Paskalya'dan 3 hafta öncesine denk gelen Pazar günleri İngiltere ve İrlanda'da anneler günü olarak kutlanıyor.
Türkiye'de ise her yıl 14 Mart Tıp Bayramı olarak kutlanmakta. Her ne kadar siyasiler doktorlarda tat tuz bırakmamış olsa da, zor koşullarda hizmet vermekte olan tüm doktorların tıp bayramı kutlu olsun.
Doktor çocuğu olarak her meslekte olduğu gibi iyilerin ve kötülerin olduğunu kabul ediyorum fakat şu bir gerçek ki hükümetin, devlet hastanelerinde bir günde iyi ihtimalle en az 200 hasta bakmak zorunda olan sağlık insanlarına yaptıkları zulümleri çekmesini temenni ediyorum. Hele ki o RTE ve yandaşları dermansız dertlere düşüp o gemicikleriyle analarını da alıp gitmek suretiyle bermuda şeytan üçgeninde sürünsünler. Bu yazıda onlardan bahsetmeyecektim ama çok sinirliyim.
Herkese iyi pazarlar...

13 March 2010

Turhan Selçuk'un Anısına

Anahtar-kilit ilişkisine bakış

Konu belki çok klişe ama sosyolojik açıdan farklı toplumlarda nasıl görüldüğü hakkında fikir veriyor. Tipik "evlenmelik kız" ve "eğlenmelik kız" konseptlerimize Vietnamlı bir arkadaşımın gönderdiği şaka ile ışık tutmak istiyorum.


Girl: if a man sleeps with 10 girls in 1 week, he became a legend. But if a woman sleeps with 2 man in 1 year, she is a slut. Why?
Boy answered: if the key can open 10 locks, it's a master key, but if a lock can be opened by 10 keys, it's a shit lock.

06 March 2010

İstanbul'da kar Londra'da Güneş vardı ama...

Önce mesaj (MMS) gelir... Sana bakan mutlu iki insan... dünyaya seni getirenler, anne ve baban... Ardından telefon çalar... "Siz yoksunuz biz İstanbul'dayız, ama siz yokken beraber gezdiğimiz yerler hiç tat vermiyor, kar da yağıyor zaten."
karşılıklı gülüşmelerden sonra konu değişir ama işte o anda dank eder kafana...
hep ayrısındır aslında seni gerçekten seven insanlardan. Liseye kadar zaten ne annenden ne de babandan birşey anlamazsın... akşam yemeklerinde biraraya gelince herkes konuşur, dinler, güler... ama her zaman olağan gündelik olaylardan bahsedersin... Kordon'da yürüyüşe çıkınca babanla dertleşirsin, dinlersin, öff bee dersin... bazen de beraber kadehi tokuşturursun, ŞEREFE dersin, güler geçersin...
ÖSS sonrası hayallerine koşarsın... İzmir'den İstanbul'a geçersin. İlk ayrılık işte. Artık akşam yemeklerinde bir araya geleceklerin annen baban ve kardeşin değildir. Her cuma akşamını paylaştığın dede babaanne hala amca uzaktadır senden... önce mesaj(SMS) gelir, sen de burda olsan... bakarsın geçer gider.
okullar biter, sen merkezden uzaklaşırsın, olduğun yerde bir süre kalacağını sanırsın sonra yine birşeyler dürter seni "hadi bakalım" dersin, soluğu uzaklarda alırsın.
önce mesaj gelir... özlediğini anlarsın. İstanbul'da kar varken, altında olduğun güneşe bakıp içini ısıtmasını istersin. Özlersin, özlersin ama gülüp geçersin...

25 February 2010

Cupcakes OUT Whoopie Pies IN


Başlığa aldanmayın benim gönlümde cupcake'lerin ya da muffin'lerin ya da diğer bir değişle kağıtta/kalıpta pişen küçük keklerin yeri ayrıdır... Ama aldığımız verilere göre Amerika'dan sonra Londra'da da cupcake'lerin tahtını elinden alacak yeni gıda ürünümüz whoopie pie'larmış. Özetle iki tane çikolatalı cookie'nin krema aracılığı ile birbirine bağlanmasından oluşan eşşiz lezzet olarak düşünülebilir. İsteğe göre fıstıklı, zencefilli ve balkabaklı whoopie pie'lar mevcut. Henüz tadına bakma fırsatım olmadı, malumunuz rejim var bünyede...
Ama ilgilenenler ya da nefsine güvenenler buradan buyurabilirler.

23 February 2010

Film Repliklerini Sevenlere...

Film izlerken kağıda kaleme sarılmaya son... Aradığınız meşhur film repliklerini buyrun buradan takip edin :)

İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım :))

Londra Metrosu koltuk döşemesi ne demek istiyor?

Şimdiii; aşağıda görülen resimler London-Central Line metrosunun koltuk döşemelerine aittir. Koltuk döşemesinde anlatılmak istenen, defalarca teklarlanan kelime nedir? Süre başladı, hadi bakalım :Pp

18 February 2010

Spor Salonundan insan manzaraları

Hayatımın bu dönemi sanırım kendime ayırmam gereken zamanlar diliminden oluşuyor. Şu aralar sportif aktiviteler hayatımı domine ettiği için varsa yoksa spor salonunda gördüklerim oluyor aklımda... abartmayalım tabi arada okul ve ulaşım hattında yaşadıklarım da beni etkisi altına almayı başarıyor haliyle. geçenlerde koşu bandının üzerinde 0 beden, sarışın, ultra seksi hatun modelinin azıcık popo üstü koordinatlı Chanel dövmesinin beni benden almasına kimse engel olamaz... sadece ben etkilenmedim tabii... hedef kitlesi edeleli ve balon erkekler olan hanım kızımız, vücudunun ve saçlarının salonda yaratacağı etkiden emin, aslandan kaçarcasına bacaklarını o narin poposuna çarptırırken dövmesiyle zeka seviyesini kanıtlıyordu. ama zekayla işi olmayan kitlemizin salyalarının yarattığı kaygan zemin etkisi de salon trafiğinde kitlenmelere neden oluyordu. bir anda ağırlıklardan gelen sesler ve nefesler artmaya başlamıştı... ve ve ve ben dayanamayıp kaçtım. hırsı sevmem herşey zevk için olduğundan ihihi hemen tüydüm... eh belki biraz kıskanmışımdır ama doğruya doğru otoban sağlam zeminden ibaretti...

14 February 2010

TEMİZLİK

içimde bir takım kötü duygular var... kusmam lazım. geçmişime göz dikip duracağına önüne bak pislik.(buradaki pislik benim)
geçmiştekinin ötesi berisi senin ne işine anlamıyorum. geçmişimdeki bir iki salak kızı kıskanıyor muyum neyim. evet itiraf ediyorum. hayır bunun erkek arkadaş ve sevgililik durumlarıyla uzaktan yakından alakası yok. hayatın belli döneminde yer işgal etmiş kız parçacıkları işte. ben silsem hatırlatıyorlar kendilerini...
o kız salaktı zaten, kimse haddini bildiremedi kendini çok birşey zannetti, hala da zannediyor işin garibi... kendini prenses statüsünde gören kızlardan nefret ediyorum. sürünün emi... çok mükemmelsiniz, siz olmazsanız dünya durur maazallah...haa tabi tüm erkekler de size hasta. hepsi size yazıyor... işler siz olmadan yürümüyor...
ama neyse iyi düşüneyim iyi şeyler olsun. güzel dostluklarım oldu... onun da olsun... öff kötü düşünmeyi bile tam olarak beceremiyorum. hayır yani bir kere düşünsem boşaltsam içimi. özür dilerim bunu da beceremedim ben yine.
mutsuz blog yazarlığından alternatif renkli blog yazarlığına geçicem az kaldı. malzemelerim hazır sayılır, resimleri aktarmam lazım... ama o bilmiş kız öff çık git kafamdan... pazar ya bugün; çamaşır yıkanıyor bir yandan. ben de çamaşır makinesinin kazanına dalıp gittiğimde aklıma geldi bu kötü düşünceler.

03 February 2010

Karar vermeye karar veriyorum nereden başlamalıyım?

Şimdi bu dönemde ne yapacağıma kabaca karar verdim...
1. spor yapıyorum. düzenlisinden hem de. bu sporun başına sıfat arıyorum. yakında DELİCE SPOR YAPIYORUM olarak bu cümle revize edilecek. hedef büyük! 30a 3 kala törenlere başlamak lazım yavaştan.
2. kalem kağıda sarılıyorum bolca. email da neymiş. eskiden email mı varmış? haa şu bir gerçek ki posta adreslerini istemek için email atıyorum yalnızca. mektup arkadaşlarım var artık bolca. doğum günlerinde ben geleceğim posta kutularına. mektup arkadaşı olmak isteyenlere itina ile mektup yazarım :)

şimdilik 2 madde var. benim gibi kararsız biri için yeterli başlangıç olarak.

çiçeklerimi özlüyorum arada ama ne yapsam london havasına uyumlu çiçekler mi alsam. biliyorum ki hayatımın bu dönemi "istediğim herşeye sahip olamayacağım bir dönem" olacak, sabredip ne kadar istekli olduğumu göstermem gerekecek. kendi kendime yetebilir hayatımı kurabilmek istiyorum. izin verir misin? bana yardım eder misin? ne olur bir mektup da sen göndersen bana şöyle en açığından... şunu yap, ben burdayım işte desen ya da ima etsen yani ne olur?

iyi geceler...

04 January 2010

sebeb-i ruhiyemdir sütlü nuriye...

çok duygusalım dokunmayın ağlarım
her ay her ay aynı numara
olmasın artık bu yeni kamara...

güzel reklam repliği...

gittiğin yer kadar önemlidir yanında götürdüklerin...

PTT - yeni yıl - nasreddin hoca :)

Bu yazıdan çıkarılacak dersler:
1. unutulmaya yüz tutmuş hatta unutulmuş değerlerimizin tekrar su yüzüne çıkarılması...
2. idealist insanların var olduğunu bilmenin mutluluğu
OLAY MAHALİ : İZMİR
TARİH : 31 ARALIK 2009
Hayatta işler hep olmadık zamanlarda yapılmalıdır ya işte tam da öyle bir durum, tarih 31 Aralık, yılın son günü ve saat 15:00... sevgili kardeşim unuttuğu bir takım evrakları ona yollamam için acilinden kargolamamı rica ediyor. bir hışımla, sinirle ve panikle karışık uyuşukluğun verdiği ruh haliyle kendimi FEDEX şubesinde buluyorum. Son derece şımarık, yılışık ve iki kelimeyi bir araya getiremeyen bir kadın, elimdeki A4 boyutundaki 224 gr ağırlığındaki Londra'ya gidecek gönderi için 250 TL rica ediyor. Kadının suratına bakakalan ben "ama durun bir dakika öğrenci misiniz, bu evraklar okul evrağı mı, o zaman 140 TL olabilir, ama acele edelim 1 saatimiz kaldı sonrası yeni yıla kalır."
kadının bu sözleri karşısında biraz daha kıl oluyorum, gidiş dönüş uçak biletimi thy'den 350 tl'ye almış olmanın gazıyla bu kağıt parçasına bu kadar para vermenin saçmalığını kadına söylemeden gitmemeliyim diye düşünürken sessiz kalmayı tercih ediyorum... Kadın multisalak çünkü... amerikaya gidecek olsa belki diyeceğim hani neyse ama avrupa için bu parayı veremem doğrusu... Mesai bitimine kadar bu işi halletmeliyim düşüncesiyle aklıma birden PTT geliyor, Alsancak'tan Heykel'e doğru koşar adım hatta belki uçaraktan ulaşmalıyım diye düşünüyorum. Haa tabi bu sırada bizim salak kadın "acele edin ama 1 saatimiz var" diye pişkin pişkin bana sırıtıyor. La havle diyerek ortamı terkediyorum. zaten sinir katsayım yükselmiş, derin nefes almak bile yatıştırmıyor beni. Kulağımda "be metin be metin" diyorum ama nafile, neyse gidiyorum Heykel'deki PTT'ye...
aman tanrım diyorum bu da nesi... son derece modern bir sistem ve sükunet hakim bu devlet dairesi ortamında... herkes sıra numarası elinde işlemini yaptırmak üzere uslu uslu kontuarlara nazır koltuklarda sırasının gelmesini bekliyor.
Bu sırada dışarıda bir grup öğrenci de konusunu tam olarak çözemediğim ama vaktim olsa katılacağım bir eylem içindeler. Slogan müthiş "zıplaa zıplaa zıplamayan tayyipçi..." öff diyorum zıplayamıyorum acelem var ama tayyipçi değilim... neyse...
birden ekranda yanan 753 ile dünyam aydınlanıyor... neden.. çünkü sıra bendee...yihuu
hemen koşarak ve aceleyle gidiyorum bu evrakların acil ulaşması lazım en kısa ne kadar zamanda gider?
1.alternatif: APS - 5 ila 8 gün arası - 45 TL'den başlayan fiyatlarla
2.alternatif: iadeli taahhütlü - 7 gün - 7 TL

ben nasıl olsa 50 TL'yi gözden çıkardığım için ısrarla APS ile gönderelim diyorum ama görevli beni ucuz olana yönlendirmeye çalışıyor. "Ne yapacaksın boşver sen beni dinle, paran cebinde kalsın" diyor. Birden "madem ki bu zarf İngiltere'ye gidiyor, ingilizler güzel pul görsün, 12 yaşındaki oğlum için ayırdığım pullar var, hiçbir yerde yok, nasreddin hocalı... bunlardan yapıştıralım..." ben de tabi olur siz bilirsiniz diyorum. adamcağız o kadar özenerek yapıştırıyor ki o pulları gözlerim doldu bakarken... 7 tl'yi doldurmamıza rağmen "bir de Atatürk'lü pul koyalım, Atatürk'süz olmaz." diyor... En sonunda borcumu sorduğumda 7 tl istiyor, "Atatürk'ü ben kendimden koydum, onun parasını almıyorum" diyor... Bu idealist tavır karşısında görevliye pulları geri getireceğime dair söz veriyorum, ne de olsa oğlunuz koleksiyon yapıyor onun için değerli, alıcı kişi de kardşim olduğundan pulları size geri getireceğim diyorum... Görevli bunun üzerine beni şaşırtacak bir hamle daha yapıyor "bunlar önemli diyor, nasreddin hoca'nın torunuyum ben."
gülerek ve sevinçle ayrılıyorum ptt'den... böyle insanların varlığını görmek beni mutlu ediyor doğrusu, bu arada kargo vb gönderileriniz için ptt'yi kullanmanızı tavsiye ederim, size verdikleri takip numarası ile diğer kargo şirketlerinin sağladığı imkanlardan daha ucuza yararlanabiliyorsunuz. Pulların resmini çekip koyacağım ki bilgimiz artsın ... :) yeni yıla böyle sevinçli bir olayla girdim işte ben...