Showing posts with label kitaplarım. Show all posts
Showing posts with label kitaplarım. Show all posts

06 April 2011

Not almak istedim...


 Kitaplarıma ilave etmeyi unuttuğum Osho - Life, Love, Laughter Celebrating your existence kitabından alıntılar yapmak istedim.
Aslında kitap birebir meditasyon odaklı değil fakat mutluluk ve iç huzur için meditasyon ile bilinç halinden sıyrılmayı ve hayatı yaşamayı öğütlüyor. Bu kelimeler kulağa "cheesy" gelse de gözden kaçırdığımız unsurlar o kadar basitken, basit sorunların çözümlerinin de bir o kadar basit olduğu gerçeği ile örtüşüyor.

"If meditation really happens, whatsoever the cause, compassion has to follow. Compassion is the flowering of meditation. If compassion is not coming, your meditation is somewhere wrong." ... This is compassion - when the other becomes more valuable than you. This is love - when you sacrifice yourself for the other. When you become the means and the other becomes the end, this is love. When you are the end and the other is used as a means, this is lust. Lust is always cunning and love is always compassionate". (p.59)

30 March 2011

Kitaplarım :)))

Obliquity – Why our goals are best achieved indirectly

A Little History of the World

Connected: The Amazing Power of Social Networks and How They Shape Our Lives

 

Reklamlar sona erdi... hadi bakalım şimdi biraz sepeti dolduralım :)

08 September 2010

Afrikalı Leo - Amin Maalouf


Okuduğum her kitabın bir hikayesi oluyor muhakkak. Ve bu hikayedeki kahramanlar ile kitabı okuduğunuz süre içinde görünmez bir ilişki içinde oluyorsunuz sanki. Bahsettiğim kahramanlar kitaptaki kahramanlar değil, size kitabı ulaştıran, bulaştıran, tanıştıran kişiler. İşte bu yüzden birinden kitap hediye almak ve birine kitap hediye etmek çok hoşuma gidiyor. Bazen fiziksel anlamda bu hediye alışverişi gerçekleşemese bile, fikrine, içgörüsüne değer verdiğim insanların tavsiyelerine hep önem veriyorum. İşte bu defa da başlıkta sözü edilen kitabı bana ulaştıran, blog sayesinde tanıma fırsatı bulduğum can dostum ikram oldu.
Havaalanında beni uğurlarken bu kitabı bana hediye etmek istediğini söyledi. İşin güzel tarafı, kitabı okuduğum sürece "yalnız değilim" duygusu çok hoşuma gidiyor. neyse uzatmadan kitapla ilgili düşünce ve paylaşımlarıma geçmek istiyorum.

"Afrikalı Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papazın vaftiz ettiği" Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez Zeyyati alias/namıdiğer Giovanni Leone de Medici'nin, Leo Africanus yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü - yazmış olsaydı yazacağı gibi... Amin Maalouf, bu ilk romanında - daha sonra Semerkant, Tanios Kayası, Doğunun Limanları, Yüzüncü Ad ve öteki romanlarında da yapacağı gibi- tarihle/tarihten olağanüstü bir halı dokuyor. Bir uçan halı... " (Kitabın arka kapağından aynen alınmıştır.)

şimdi bu aralar biraz takık olduğum şey ise kitabın orjinal dilinde basıldığı tarih ile türkçe olarak ilk basıldığı tarih arasındaki fark. Bu kitabımız ilk olarak 1986 yılında basılmış 1993 yılında ise Türkçe'ye çevrilmiş. (Ben 2010'da okudum, utanç verici benim açımdan)

Gelelim hediye olarak aldığınız kitaplardaki serüvene... Özellikle size verilen kitapta, ulaştıran kişinin (kahramanın) izlerine raslamak ise çok eğlenceli. Altı çizilen satırlarda özellikle durup düşünüyor ve diğer tarafın neler düşünmeye çalıştığını hayal ediyorsunuz.

Altı çizilesi yerler ve notlarım ise şöyle;

s.11 - "Benim Arapça, Türkçe, Kastilya dili, Berberi dili, İbranice, Latince, sokak İtalyancası konuştuğumu duyacaksın; çünkü bütün diller ve bütün dualar benim dillerim, benim dualarım. Fakat ben hiçbirine ait değilim. Ben yalnızca Tanrı'ya ve dünyaya aidim; ve yakında bir gün yine onlara döneceğim."
s.22 - "... Tanrı böbürlenen insanları sevmez."
s.40 - "Ölüm yaşamımızın iki ucundan tutmakta:
           Yaşlılık ölüme, çocukluktan daha yakın değildir."
s.143 - "Sen ki bunca kitap okumuşsun, çok uzun zaman önce bir sultanın annesinin, oğlu doğduğu zaman ne dediğini bilmiyor musun? Akıllı olman için dua etmiyorum. Akıllı olursan aklını güçlülerin hizmetine verirsin. Talihli olmanı istiyorum ki akıllı insanlar sana hizmet etsinler."
s. 159 - "Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar." (bu en sevdiğim kısmıydı)
s. 182 - "Bedevi bir kadına bir gün en çok hangi çocuğunu sevdiğini sormuşlar. Kadın şöyle yanıt vermiş: 'Hasta olanı iyileşene kadar, en küçüğünü büyüyene kadar, yolda olanı da eve dönene kadar."
s.199 - "Birçok kişi varsıl olmak için dünyayı dolaşır. Oysa sen, oğlum, dünyayı dolaşırken varsıllığa rastlayacaksın." (ehheeh bundan istiyorum ben de)
s.205 - "... varsıllık ve güç, sağduyunun düşmanıdır. Bir buğday tarlasında kimi başakların dik durduğunu, kimilerinin de boyun büktüğünü görmüyor musun? Dik duranların içi boştur. Öyleyse seni bana getiren, ve böylece Tanrı'nın yardımıyla sana varsıllık yollarını açan alçakgönüllülüğü elden bırakma."
s.208 - "Yaş yirmi olursa, akıllıca davranmamak akıllılıktır." (ben bunun her yaş için geçerli olduğunu düşünüyorum ihihi)
s.321 - "Erdem, eğer bazı kabahatlerle yumuşatılmazsa sağlıksız, inanç kimi kuşkularla gölgelenmezse sağlıksız olur." (***** :)
s.373 - "İnsanların görüşünü dar bulduğun zaman kendi kendine Tanrı'nın ülkesinin çok geniş olduğunu söyle; O'nun elleri çok geniştir, O'nun yüreği de çok geniştir. Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama." (belki de en sevdiğim kısmı buydu, son)

29 August 2010

Pozitif Düşüncenin Sihirli Gücü - Prof. Dr. Nursel Telman



İtiraf etmeliyim ki bu başlıkta bir kitaba asla elimin gideceğini düşünmezdim. Bir bakıma ben para verip almadım, halamın kütüphanesinde eşinirken karşıma çıkıverince, babannemin de ölümü üzerine, "eh bundan iyi zaman mı olur kardeşim, sihir mihir de diyor, denemeye değer" diyerek başladım okumaya... kitabın kendisi ince, ama benim gibi üşengeç birinin elinde gezgin oldu, İzmir'den Londra'ya uzanan yolculuğumda çantamın vazgeçilmez konuğuydu.

kendimi oldukça pozitif bir insan olarak gördüğümden, tipik bir aslan kibiriyle (aslanız zaten ama neyse) "heheyt ben pozitivizmin kitabını yazarım" kafasındaydım. ama gördüm ki işler biraz farklı olabiliyormuş. Yani ağzımıza sakız yaptığımız güzelim kelimeler içleri dolunca daha çok tat veriyormuş. kitapta altını çizdliğim bazı yerleri paylaşmak üzere bu posta giriştiğim için kitabı okumayanlara spoiler olabilirim. gerçi sürükleyici bir roman olmadığı gibi spoiler olmanın da bir sakıncası olacağını sanmıyorum. örneklerle birlikte teoriyle harmanlanmış, okunası bir kitap diyelibilirim.

şimdi fasulyenin faydalarına geçebiliriz...

1. Öncelikle kitapta size sunulan küçük bir test ile A veya B tipi olarak belirtilen insan gruplarından hangisine ait olduğunuzu öğrenebiliyorsunuz.

2. pozitif düşünce olarak her yerde karşımıza çıkan bu kelime öbeklerinin içini dolduracağımız kısım ise özetle şu; pozitif düşünce=rasyonel düşünce veya alternatif üreterek düşünme

Sıkça kullandığım "herkesin kendine göre geçerli bir sebebi vardır" lafına akademik açıdan da destek bulmanın gururuyla " yaşanan olayları, yaşam sürecimizde edindiğimiz kalıpların hakimiyetinde değerlendiririz" (sy.64).
(tez yazdığım bu dönemde emeğe saygı kapsamında alıntı konusundaki hassasiyetimi gözler önüne sermek istedim :)

kitapta hafıza ve bilinç kavramları detaylandırılırken düşünce sistemini yeniden yapılandırmaya yardımcı olacak 3 aylık egzersizlere yer verilmiş.

Birinci ayın egzersizi: (sy. 80)
Gözünüz kapalıyken gözünüzü açıp kapamak suretiyle gözünüze ilk çarpan obje hakkında aklınıza gelen kavramları listelemek gerkeiyor. Burada amaç aklınıza ilk gelen şeyin haricinde hafızanızda o objeye dair "başka nelerin olduğunu" açığa çıkarmak. Bu oldukça kolay bir egzersiz, zamandan ve mekandan bağımsız her an her yerde kolaylıkla uygulanabilir.

İkinci ayın egzersizi:
İlk ayda yaptığınız egzersizde seçmiş olduğunuz objelerin daha karmaşık olanlarına uygulanmak üzere "başka ne var?" sorusunu sormak gerekiyor. Örnek olarak insan, ev ve ağaç verilmiş.

Üçüncü ayın egzersizi:
bu sefer işin içine duygularımız giriyor. örnek olarak "sevgi" kavramı verilmiş. amaç düşündüğünüz duygu hakkında hafızanızda o konu ile ilgili yer alan bütün bilgilerin bilince gelmesini sağlamak. ardından "nefret" kavramı için örnekleme yapılmış.

üç aylık "başka ne var" sorusunu uyguladığınız basit obje- karmaşık obje- duygu (sıraya göre) egzersizlerinden sonra hedeflenen hafıza ve bilinç arasındaki sinir ağlarını devamlı aktive ederek, iletişimin hızlanmasını sağlamak. bu sayade aklınıza ilk gelen düşüncenin esiri olmaktan kurtuluyorsunuz. çünkü bundan sonra gelecek uyaranların tanımlanmasında bilinç tek bir malzemeye bağlı kalmamış olacak, yani başka bir deyişle içinden seçebileceği bir çok alternatif olumlu ve olumsuz bilgi olacak.

kitapta bahsedilen başka egzersizler de var fakat emeğe saygı kapsamında bu kadarla yetinelim. özetle konuyla ilgisi olanlara tavsiye ederim :)

17 July 2009

Stefan Zweig'dan


"O gün beni o kadar çok yaralayan şey, hayal kırıklığıydı...bu genç insanın öyle boyun eğerek çekip gitmesinden duyduğum...hayal kırıklığı...yani beni tutmak, benim yanımda kalmak için hiç çaba harcamadan...evine dönmesi, ilk söylediğimde boyun eğerek, saygıyla kabul etmesi...beni kendine çekmek yerine...bana, yoluna çıkmış bir azize gibi tapması... ve ... beni bir kadın gibi görmemesi ......... isteseydi, dünyanın öbür ucuna giderdim, kendi adıma ve çocuklarımın adına leke sürerdim...."
Bunu niye yazdım? Çünkü ben tuzağa falan düşmedim. Ya da düşmekten son anda kurtuldum ama hayal kırıklığına uğradım ve canım sıkıldı.
Bir hafta öncesinden cumartesi günü için buluşma planı yapılmışken, neden bir insan o gün aramalarınıza cevap vermez ve üzerine "mrb lifetrainee seninle görüşmeye gelemeyecek kadar uzaklardayım kusura bakma" şeklinde saçma bir mesaj atar. senden hoşlandığını söyleyen birinin bunu yapması için en popüler 9 cevabı arıyorum. İnsan son anda vazgeçer, cayar ya da ne biliyim işte birşey olur. Ama niye haber vermez? Haa ayrıca geçen cumartesinin olayını niye bu kadar geç yazdığımı merak etmeyesin çünkü bunun için alıntı yaptığım kitabı bitirmeyi bekledim. Çok saygılıyım çook...

31 March 2008

Günlerin uzaması

Günlerin uzaması gün ışığından daha fazla yararlanmak demek. Bunun ben de yaratmış olduğu sevinç ve enerji patlaması muazzam... Sabah benimle evden çıkan akşam da benimle eve giren bir güneş istemiyorum. Hep orda hep orda olsun istiyorum. Çocukça isteklerimin yanına hayat gerçekleri tüm İstanbul'u saran yüksek gökdelenler gibi birden dikilse de hayatın fantastikliğine ve atraksiyonuna güveniyorum. Çaresizce düşünen bir arkadaşıma bir gün 'şansına güvenmesi' gerektiğini söylediğimde bana çok anlamsız bir bakış atmıştı. Oysaki herşeyi kaybettikten sonra bile insanın kendini kaybetmemesi gibi büyük bir nimet yok şu hayatta. Gün geliyor herşeyin bir amacı ve nedeni olduğunu farkediyor insan. Dünyanın büyüklüğü ve imkanların sonsuzluğu karşısında umutsuzluğu ve kısır döngüyü seçen azınlıklardan olmak istemiyorum. Bol bol seyahat ve yeni kitaplar... Buralarda kişinin kendini bulacağı kesin. Başucumdaki kitaptan alıntılar yapmak için nedense böyle bir başlangıca ihtiyaç duydum. Meltem Arıkan'ın 'Beden Biliyor' adlı en son çıkan kitabını okuyorum. Biraz hayal kırıklığı içerisindeyim. Beklediğini tam olarak bulamamış olmanın verdiği açlık hissi var. Ama yine de illa mesaj ararsan bulursun hesabı kayda değer bulduklarım şöyle: 'Ağrınızı hissedin, karnınızı hissedin, o acıyla savaşmak yerine gevşeyerek kendinizi ona bırakın, onu kabul edin. Ancak o zaman ağrıyı aşabilirsiniz çünkü bedenin gerçeğine de içinde olduğunuz gerçeğe de yabancılaşmayı seçmemiş olursunuz... Gerçek, ondan kaçarak, onu yorumlayarak değil, aklın ve bedenin bütünlüğü içinde yaşayarak algılanabilir.' Henüz kitabı bitirmedim, umut olabilir...